FourFourTwo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FourFourTwo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2009 Çarşamba

YENİDEN FOURFOURTWO



Daha önce 4 kez yer vermişlerdi yazıma. Şimdiki Aralık sayısı sayfa 8'de.1984'ten 2004'e kadar düzenlenen Avrupa Şampiyonaları toplarının koleksiyonunu gönderecekler. Evimin en güzel köşesinde sergileyeceğim.
İŞTE O YAZI:

“ÇOK”UZ AMA “YOK”UZ
Biz kimiz? Biz hemen her turnuvaya katılan Almanya, İngiltere, İspanya değiliz. Biz kimiz? Biz, Dünya Kupası’na yalnızca 2, Avrupa Kupası’na da 3 kez katılabilmiş bir ülkeyiz. Öncelikle kimliğimizi irdelemekte fayda var. Afrika’ya neden gidemediğimiz sorusu her Milli maç aralarında ve de turnuva başladığı zaman gündemde yer bulacaktır. Her problemin olduğu gibi bizi başarıya götürecek sorunun cevabı da “nasıl” sorusunu sorabilmektir. Lisanslı futbolcu sayımız 225 bin. Almanya’daki Türk Lisanslı futbolcu sayısı 250 bin. Almanların 3 Milyon Türk’ten çıkardığı futbolcu sayısı kadar biz, 70 milyondan çıkaramıyoruz. Süper Lig’de top koşturan futbolcularımızın %15’inin de Alman kökenli olması bu tablonun en somut örneği. Lisanslı futbolcu sayısı sıralamasında kendimize ancak 20. sırada yer bulabilmişiz. Listenin başını 6,5 milyon’la Almanlar çekiyor. Bugün 10 milyonluk Portekiz Dünya futbolunda söz sahibi olabiliyorsa, 16 milyonluk Hollanda dünyada “Total Futbol”un öncüsü olabiliyorsa yerli mi yabancı mı sorusunun pek bir anlamı kalmıyor. Peki, biz kimiz? Biz; çokuz ama yokuz...

13 Mart 2009 Cuma

OYUNUN ADI KÖŞE KAPMACA, KAYBEDEN İSE YOK



Süper Lig’de 24. haftaya girdik. Son olarak Galatasaray teknik direktörü Skibbe’nin kovulmasıyla, Turkcell Süper Lig’de istifa eden veya kovulan teknik adam sayısı 15’e ulaştı. Hoca konusunda bir sirkülasyon içerisinde olduğumuz su götürmez bir gerçek. Ancak problem dönüşümdeki isimlerin hep aynı olması.

Süper Lig’de haftalar ilerliyor, haftalar ilerledikçe teknik direktör kıyımı artıyor. Futbolumuzun, hoca konusunda sirkülasyon içinde olduğu su götürmez bir gerçek; ancak işin ilginç yanı dönüşümdeki isimlerin hep aynı olması. Teknik direktörlerimiz sürekli işlerinden kovuluyorlar fakat iş bulma konusunda sıkıntı çekmiyorlar. Yöneticiler bazen başka yerde aramaları gerektikleri başarısızlığı antrenörlerde bulabiliyorlar. Geçen sezon, 18 takımın 34 teknik direktör değiştirmesi bu durumu net bir şekilde açıklıyor. Bu sezon da geride bıraktığımız 23 hafta içerisinde 15 kez antrenör değişikliği yaşandı. Sürekli yeni soluk peşinde olan takımlar hep bilindik isimlerle çalışmayı tercih ediyorlar. Bu durumu Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı’nın taraftar memnuniyetine ne kadar önem verdiğini belirten şu demeci özetliyor: “Şehir takımı taraftarları, takımlarının başında isimsiz antrenör istemiyor”. Burada kullanılan “isimsiz” sıfatı; tanınmayan, şöhreti olmayan anlamına geliyor. Peki isim yapmış, tanınan antrenör ülkemizde nasıl bu mertebeye ulaşıyor? Kariyeriyle mi? Elbette hayır…

İtalya’da federasyonun koyduğu kural gereği bir antrenör bir sezonda bir takım çalıştırabiliyor. Ayrıca takımlar, sezon ortasında gönderdikleri teknik adamın parasını sezon sonuna kadar ödemek zorunda. Bu sistem, takımların antrenör seçimi konusunda daha titiz olmalarını sağlıyor. Ülkemizde ise böyle bir sistemden bahsetmek mümkün değil. Özellikle yerli antrenörler, kovuldukları takımdan tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkânıdır misali tazminatlarını almıyorlar. Ekmek kapısı olarak gördükleri kulüplerle bir nevi çıkar ilişkisi içerisindeler. 18 yılda 19 takım çalışma başarısını(!) gösteren Anadolu takımlarının Süpermen’i Yılmaz Vural, geçtiğimiz aylarda FourFourTwo dergisindeki röportajında bugüne kadar yalnızca Bursaspor’dan tazminat aldığını belirtti. Tazminat konusunda yabancı antrenörler daha hassas davranıyorlar. Beşiktaş tarafından kovularak prestij kaybına uğrayan Vicente Del Bosque bunun en güzel örneği. Del Bosque, yerli antrenörlerin cesaret edemediğini yaparak sözleşmesi gereği hakkı olan 8 milyon Euro’luk tazminatını alarak ayrıldı ülkemizden.

Kovulan veya işsiz kalan teknik direktörlerimiz, hemen potansiyel kovulma tehlikesi olan antrenörlerin kovulmalarını bekliyorlar. Çünkü kovulan antrenörün yerine, takım “isim yapmış” bir antrenör getireceğinin farkındalar. Bazen antrenörlerin birbirlerinin kuyularını kazdıkları bile söylenebiliyor. Üç sezon önce Rize’yi son haftalarda düşmekten kurtaran Güvenç Kurtar, bir sezon sonraki 5. haftada gönderildikten sonra Rıza Çalımbay’ın kendisinin kuyusunu kazdığını iddia etmişti. Rıza Çalımbay Güvenç Kurtar’ın senaryosunu jet hızıyla yalanlarken, Rizespor’un Saffet Susiç’le anlaşması Rıza Hoca’yı haklı kılıyordu. Kuyu kazmada bir sıcak örnek de bu sezon yaşandı. Yayıncı kuruluşta, sezona iyi bir başlangıç yapan Ertuğrul Sağlam’lı Beşiktaş’ın maçlarını yorumlayan Mustafa Denizli, sürekli Beşiktaş’ın kadrosunun çok kaliteli olduğunu, fakat bunun kullanılamadığını dile getiriyordu. Son olarak İstanbul B.Ş. Bld. maçını yorumlayan Denizli, maçı yorumlamayı bırakıp Beşiktaş’ın nasıl gol yiyebileceğinin hesaplarını yapıyordu. Nitekim Mustafa Denizli emellerine ulaştı ve Ertuğrul Sağlam’dan boşalan yere getirildi.

Sezon sonunda veya ortasında kovulan antrenörün kovulduktan sonra hangi takımı çalıştıracağının hesabını yapmasını, mevcut takımı çalıştıran antrenörün arkasından lobi yürütmesini bir nevi köşe kapmaca oyununa benzetmek mümkün. Üstelik kaybedenin olmadığı bir oyun… Nasıl mı? Antrenörlerimizin çalıştırdıkları takım sayısına bakarak kaybedenin olmadığını görmek pek mümkün…

YILMAZ VURAL(19) : Malatyaspor, Antalyaspor, Bursaspor, Samsunspor, Bursaspor, Gaziantepspor, Eskişehirspor, Sarıyer, Trabzonspor, Gençlerbirliği, Konyaspor, Çanakkale Dardanelspor, Denizlispor, Diyarbakırspor, Adanaspor, Çaykur Rizespor, Ankaragücü, Vestel Manisaspor, Kocaelispor.
ÜMİT KAYIHAN(13) : Karşıyaka, Göztepe, Altay, Denizlispor, Antalyaspor, Adanaspor, Diyarbakırspor, Erzurumspor, Ankaragücü, Bursaspor, Malatyaspor, Kocaelispor, Denizlispor.
GÜVENÇ KURTAR(12) : Darıca Gençlerbirliği, Kocaelispor, Zeytinburnuspor, Eskişehirspor, Petrolofisi, Sarıyer, Diyarbakırspor, Elazığspor, A.Sebatspor, Çaykur Rizespor, Denizlispor, Bursaspor.
HİKMET KARAMAN(10) : Kocaelispor, Zeytinburnuspor, Erzurumspor, Çaykur Rizespor, Adanaspor, Kayserispor, Ankaragücü, Malatyaspor, Ankaragücü, Malatyaspor, Ankaraspor, Antalyaspor.
ERDOĞAN ARICA(9) : Çanakkale Dardanelspor, Göztepe, Samsunspor, Gaziantepspor, Malatyaspor, Gençlerbirliği, Bursaspor, Çaykur Rizespor, Hacettepe

EN KIDEMLİ 8 HOCA

BÜLENT UYGUN:79 hafta
ABDULLAH AVCI:57 hafta
TOLUNAY KAFKAS:57 hafta
ERSUN YANAL:48 hafta
LUİS ARAGONES:23 hafta
AYKUT KOCAMAN:23 hafta
RIZA ÇALIMBAY:23 hafta
GİRAY BULAK:19 hafta


Alternatif İstikrar Örnekleri

Dört büyüklerimizin son 22 yılını incelediğimizde Fenerbahçe 29, Trabzonspor 28, Galatasaray 17, Beşiktaş ise 15 teknik direktörle çalışmış. Neden mi son 22 yıl. Geçtiğimiz kasım 23. Yılını kutladı Sir Alex Ferguson. Aynı süre içerisinde 4 büyüklerimizin toplam çalıştığı isim sayısı 89. Futbolda istikrarın sembolü haline gelen Alex Ferguson 23 yılda Manchester United’a sayısız zaferler kazandırdı. Fakat kazanılan başarıların onun için pek de kolay olduğunu söyleyemeyiz.

Alex Ferguson, Manchester United’ın başına geçtiğinde takım, 19 yıldır şampiyonluk hasretiyle yanıp tutuşmaktaydı. Üstelik sorunlar başarısızlıklarla da bitmiyordu. Hillsbrough faciasından önce İngiliz futbolunda tavan yapan holiganizm, Manchester United’a da dert oluşturuyordu. Ferguson başa geçtiğinde takımda disiplinsizlik hakimdi. Tüm bu olumsuzlukların ardından başarısız sonuçlar kaçınılmazdı. Nitekim Ferguson ilk yılında Manchester’ı ancak 11. yapabildi. Zamanın Manchester yönetimi popülist davranmayarak Ferguson’a destek çıkıp bir başarı öyküsünün temellerini inşa etti.
İngiltere’ye bir göz attığımızda istikrarın Alex Ferguson’la sınırlı kalmadığını görebiliriz. 1905’te kurulan Chelsea’de 27, 1886’da kurulan Arsenal’de 24, 1892’de kurulan Liverpool’da 19 isim görev yapmış. 113 yıllık çınar West Ham United ise bugüne kadar yalnızca 12 isim eskitmiş. Üstelik West Ham 30 yıl aynı isimle, yani Syd King’le çalışarak kırılması güç bir rekorunda sahibi.
Ada’da İtalyan sistemi yok fakat futbolun her alanında lider olan İngilizlerin istikrarları var. Sonuç olarak ülke futbolumuza İtalyan modeli şart.
NOT: Bu yazının bir bölümü Ocak sayısı Futbol Extra ve FourFourTwo dergisilerinde yayınlanmıştır.

9 Mart 2009 Pazartesi

FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR


Spor basınının görevi insanları bilgilendirmenin ve onlara haber akışı sağlamanın yanı sıra sporun gelişmesini ve spor kültürünün üst seviyelere tırmanmasını sağlamaktır. Ülkemizde yayın yapan ulusal kanal ve gazetelerin sayısı standartların oldukça üzerinde. Yayınlarda da bir çeşitlilik söz konusu. Fakat çeşitliliğin getirdiği rekabetin kaliteyi arttırması gerekirken medyamızın kalitesi düşüyor. Kanal ve gazetelere bağlı olarak yorumcu sayıları da mantar gibi artıyor. Gazetecilik vasıflarına uygun olmayan kişiler yazılı ve görsel medyada ahkâm kesiyor. Bu tip yorumcularımız spor kültürü çizgisinde ilerlemiyorlar. Yaptıkları programlar tipik bir şov programını andırıyor. Mevcut yorumcularımızın çoğu futbolun sahada oynanan 22 kişiden ibaret olmadığının parasal kaynak yaratan ekonomik bir sektör olduğunun yani kısacası futbolun asla sadece futbol olmadığının farkında değil. Bu tip yorumcuların prim yapmasının tek nedeni hedef kitlelerinin bilinçsiz oluşu. Eğer biz hala benzer nüfusa sahip olduğumuz İngiltere, Almanya gibi 30 milyon yerine 5 milyon civarı gazete okursak bu tip yorumcuları daha uzun seneler medya sektöründe görmeye mahkûm oluruz.

Not: Bu yazı aynı zamanda Ekim sayısı FourFourTwo Dergisi'nde yayınlanmıştır.

8 Mart 2009 Pazar

PLANLANMIŞ BAŞARI ŞART


Takımlarımızın Avrupa kupalarında topladıkları puanlara göre ülke sıralamasındaki yerimiz 11 ila 14 arasında değişmekte. Sürekli Şampiyonlar Ligi’ndeki takım sayımızı düşürmemek için ya da devler ligine direkt katılmak için puan savaşı veriyoruz. Ülke puanı sıralamasında 40 milyon üzeri ülkeler arasında sonuncuyuz. Bunu takımlarımızın başta TV gelirleri olmak üzere diğer tüm gelirleri Avrupa standartlarının oldukça altında olmasına bağlayabiliriz. İngiltere’de havuz geliri 1,3 milyar euro, Fransa’da 660, Almanya’da 450 milyon euro iken bu rakam ülkemizde yalnızca 80 milyon euro. Aradaki uçurum yalnızca TV gelirleriyle sınırlı kalmıyor. Takımlarımız dernek statüsüyle yönetildikleri için gelirlerini çeşitlendirme konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Dolayısıyla takımlarımız Avrupa’da ancak belli bir yere kadar ilerleyebiliyor. Ara sıra istisnai tesadüfî başarılar (!) elde edebiliyoruz. Fenerbahçe son zamanlarda yaptığı atılımlarla kurumsallaşma sürecine girdi. Kurumsallaşmanın ilk meyvesini geçen sezon Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayarak aldılar. Bu sezon da Şampiyonlar Ligi’ne katılarak şimdiden 10 milyon Euro’yu kasalarına koydular. Diğer takımlar kurumsallaşma yolunda atılım yapmazlarsa Fenerbahçe Türkiye’nin Lyon’u olabilir.

Not: Bu yazı aynı zamanda Eylül sayısı FourFourTwo Dergisi'nde yayınlanmıştır.